American Beauty

43 yaş civarında hayatını kaybettikten sonra banliyöde yaşayan Lester Burnham, ölümünün yaklaştığından habersiz geçirdiği hayatının son birkaç haftasını anlatır. Emlakçı Carolyn Burnham'ın eşi ve lise öğrencisi Jane Burnham'ın babası olan Lester ile Carolyn, bir zamanlar birbirlerini sevmiş olsalar da artık birbirlerine yalnızca tahammül etmektedirler. Tipik bir silik karakter olan Jane de anne ve babasının ikisinden de nefret etmekte, ev hayatlarında bu üçlü kendi içlerinde sessizce acı çekmektedir; bu yüzden Jane her iki ebeveyninden de uzak durmaya çalışır. Emlak sektöründe nispeten yeni olan Carolyn, kariyerini ilerletmek adına başarılı bir profil çizmek istemekte ve mahallelerindeki emlak kralı Buddy Kane'in mesleki yaşamına özenmektedir. Lester ise reklamcılık sektöründeki işi de dâhil olmak üzere hayatı öylesine, amaçsızca sürdürmektedir. Çalıştığı şirket küçülmeye gitmektedir ve o da diğer tüm çalışanlar gibi işini kaybetmemek için pozisyonunun gerekliliğini yeni işe alınan verimlilik uzmanına kanıtlamak zorundadır. Lester için işler, Jane'in dünyayı daha iyi tanıyan sınıf arkadaşı Angela Hayes'e ilk görüşte âşık olmasıyla değişir. Hem Jane hem de Angela, Lester'ın Angela'ya duyduğu cinsel ilgiyi fark eder; geçmişte Seventeen dergisinde boy göstermiş olan ve hayalinde modellik kariyeri yatan Angela ise her erkeğin gösterdiği bu ilgiyi model kumaşına sahip olduğunun bir kanıtı sayarak memnuniyetle karşılamaktadır. Lester'ın Angela'ya duyduğu bu tutku ona taze bir yaşama sevinci verir; artık Angela dışındaki hiç kimsenin kendisi hakkında ne düşündüğünü umursamamaktadır. Bu tutku, Fitts ailesinin yan eve taşınmasıyla aynı döneme denk gelir: Evi asker disiplini ve sert bir yumrukla (bu yumruk hem mecazi hem de gerçek anlamdadır) yöneten homofobik Amerikan Deniz Piyadesi Albay Frank Fitts, yarı komada gibi yaşayan karısı Barbara Fitts ve görünüşte babasının kurallarına uyarken arka planda kendi bambaşka bakış açısıyla yaşayan zeki ve gizliden gizliye asi 18 yaşındaki oğulları Ricky Fitts. Lester'ın tutkusuna benzer şekilde Ricky de anında Jane'e tutulur; zira Angela gibi kızları son derece sıradan bulmaktadır. Angela ile Fitts ailesinin Burnham'ların hayatına girişi, nihayetinde her bir karakterin kendi yüreğinde gerçekte ne yattığıyla yüzleşmesine yol açar.
İzleyici Yorumları
Puan Ver ve Yorum Yap

Sam Mendes'in yönettiği ve Alan Ball'un senaryosunu kaleme aldığı 1999 yapımı "American Beauty" (Amerikan Güzeli), Amerikan rüyasının ışıltılı kabuğunu soyarak altındaki ruhsal çöküşü gözler önüne seren sarsıcı bir sinema eseridir. Film, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen varoş yaşamının arkasına saklanmış yalnızlığı, bastırılmış arzuları ve sahte mutluluk illüzyonunu ustalıkla işler. Lester Burnham karakterinin yaşadığı orta yaş krizi, modern toplumun bireylere dayattığı sınırlara karşı bir başkaldırı niteliği taşır. Hikâye, izleyiciyi mülkiyet ve statü odaklı bir yaşamın getirdiği yabancılaşmayla yüzleştirir. Filmin görsel anlatımındaki sembolizm, eser kalitesini üst seviyeye taşımaktadır. Kırmızı güller tutkunun ve görünürdeki mükemmelliğin simgesi olarak işlenirken; rüzgârda süzülen plastik torba sahnesi, hayatın içinde saklı duran o yalın güzelliği ve sükûneti ifade etmede sinema tarihinin simgeleşmiş anlarından birine dönüşür. Kevin Spacey ve Annette Bening'in sergiledikleri olağanüstü oyunculuk performansı, karakterlerin içsel çatışmalarını ve aile kurumunun çatırdamasını etkileyici bir biçimde yansıtır. Thomas Newman'ın hazırladığı büyüleyici müzikler ise filmin melankolik atmosferini tamamlayan en önemli unsurlardan biridir. Sonuç olarak "American Beauty", görünürdeki düzenin ardındaki hakîkati arayan ve bireye kendi varoluşunu yeniden keşfetme imkânı tanıyan zamansız bir yapıttır. İnsan ruhunun karmaşık yapısına ışık tutan bu film, yayımlandığı günden bu yana değerini ve etkisini hâlâ korumaktadır.