
Toronto'daki Ontario Üniversitesinde gök bilimci ve astrofizik profesörü olan Dr. Isaac Bruno, evrende Dünya dışında da yaşam olduğunu keşfetme arzusuyla takıntılı hâle gelmiştir. Bu takıntı, hayatında olumsuz bir kısır döngüye dönüşmüştür: Bir yandan, meslektaşı gök bilimci Dr. Rebecca Jenkins ile evliliğinin sonlanmasına kısmen yol açan trajedinin ardından kişisel hayatında oluşan boşluğu doldurmak için bu odağa ihtiyaç duymuş; diğer yandan, böyle bir keşfin henüz yapılamamış olmasının yarattığı hüsran, hayatının her alanında uygunsuz davranışlar sergilemesine yol açmıştır. Sergilediği bu mesleki tutum, üniversiteden süresiz olarak uzaklaştırılmasına neden olmuş; bu durum da üniversite kaynaklarına ve ekipmanlarına erişiminin kesilmesiyle arayışının sekteye uğraması anlamına gelmiştir. TESS gibi teleskop teknolojilerindeki gelişmelerin bilim dünyasına muazzam veri sağladığı ve yaşam ihtimaline dair herhangi bir kanıtın bu teknolojiye erişim imkânı sunacağı bir dönemde, zamanlama oldukça talihsizdir. Yeterli kaynağı bulunmayan ve çaresiz kalan Isaac, kalacak yer ve yemek imkânı dışında herhangi bir ücret ödemeyeceği bir yardımcı ilanı verir. İlana gelen tek başvuru Clara'dandır. Clara, astrofizik geçmişi olmamasının yanı sıra yükseköğrenimi geçin, neredeyse hiçbir eğitim almamış bir sanatçıdır; üstelik Isaac, onun evsiz gibi görünmesi sebebiyle daha çok barınma ve yemek imkânıyla ilgilendiğinden şüphelenmektedir. Köpeği Eeva'nın yanı sıra en değerli varlığı, çoğu dünya seyahatlerinden elde ettiği ve her biri farklı bir kıtayı temsil eden taş koleksiyonudur. Isaac, çok çalışacağı ve hızlı öğreneceği yönündeki ricası üzerine en nihayetinde onu işe alır. Clara'nın yardımıyla Isaac bir şey bulsun ya da bulmasın, bir sanatçı olarak keskin bir gözlem yeteneğine sahip olan bu kadın, ona bütüncül anlamda hayatı için çok daha değerli bir şey sunabilir.
İzleyici Yorumları
Puan Ver ve Yorum Yap

Akash Sherman’ın yönettiği 2018 yapımı Clara, bilimkurgu sinemasının devasa bütçeli ve görsel efekt odaklı geleneksel kalıplarından sıyrılarak odağına insan ruhunun derinliklerini ve kâinatın sonsuzluğunu alan mütevazı fakat derinlikli bir yapıt olarak öne çıkıyor. Film, yaşadığı kişisel kayıpların ve travmaların ardından hayatın anlamını yalnızca somut verilerde ve gökyüzündeki yaşanabilir ötegezegenlerin izinde arayan obsesif astronom Dr. Isaac Bruno ile onun araştırma asistanı olarak hayatına giren ve dünyaya sezgisel, sanatkârane bir pencereden bakan göçebe ressam Clara’nın kesişen yollarını konu alıyor. İki zıt kutbun, ışık yılları ötedeki bir keşif yolculuğunda birbirlerinin eksik yönlerini tamamlaması, bilimsel hırs ile insani duyguların kâinat ölçeğinde nasıl hemhâl olabileceğini gözler önüne seriyor. Yapımın en güçlü taraflarından biri, kuantum fiziği ve astronomi verilerini karmaşık formüllerin ötesine taşıyarak aşk, yas, varoluş ve yalnızlık gibi evrensel temalarla harmanlamadaki başarısıdır. Patrick J. Adams’ın canlandırdığı Isaac karakterinin kaskatı rasyonalizmi ile Troian Bellisario’nun Clara karakterinde hayat bulduğu mistik ve özgür ruhlu duruş arasındaki kimya son derece doğal işliyor. Gerçek hayatta da evli olan oyuncuların aralarındaki uyum, hikâyeye yansıyan duygusal samimiyeti ve inandırıcılığı katbekat artırıyor. Film boyunca kâinatın soğuk ve sessiz boşluğu ile insan yüreğinin sıcak ve bir o kadar karmaşık labirentleri arasında kurulan paralellik, izleyiciyi hem zihinsel hem de duygusal bir sorgulamanın içine çekiyor. Teknik açıdan bakıldığında, düşük bütçesine rağmen NASA ve Hubble teleskoplarından alınan gerçek uzay görsellerinin minimalist bir estetikle birleştirilmesi, anlatıya dingin ve şiirsel bir atmosfer kazandırıyor. Müziklerin ve ses tasarımının sahnelere yaydığı sükûnet, karakterlerin içsel yolculuklarına ve kâinatın büyüleyici gizemine mükemmel bir biçimde eşlik ediyor. Her ne kadar filmin orta bölümlerinde temposunun yer yer düşmesi ve bazı anlatım kalıplarının tahmin edilebilir bir çizgiye kayması küçük birer eksiklik olarak göze çarpsa da, finaldeki varoluşsal vurgu ve insan bağlantısının kutsallığına yapılan temas bu pürüzleri unutturmayı başarıyor. Clara, hem bilimin nesnel hakîkatine saygı duyan hem de ruhun soyut derinliklerine göz kırpan, iz bırakan zarafette bir bağımsız bilimkurgu dramı olarak hafızalarda yer ediniyor.