Şu an akış, kiralama ve satın al seçenekleriyle seyredilebilir. JustWatch, sevdiğiniz filmleri ve TV şovlarını çevrimiçi ve yasal olarak nerede izleyebileceğinizi kolayca bulmanızı sağlar.
Çekingen Joel Barish, hayatının aşkı olan cıvıl cıvıl Clementine’ın kendisini hafızasından sildirdiğini öğrenince büyük bir şaşkınlığa uğrar. Kalbi kırılan ve öfkelenen Joel, ona aynı şekilde karşılık vermek ister; hatta aynısını yapmak adına acısız fakat karmaşık bir tıbbî müdahaleyi göze alacak kadar ileri gider. Ne var ki zavallı Joel, karanlığın aydınlığın vazgeçilmez bir parçası olduğundan bütünüyle habersizdir. Clementine’a dair bir zamanlar el üstünde tuttuğu hatıralar yavaş yavaş silinip yerini ruhsuz, kapkaranlık bir boşluğa bırakırken hiç beklenmedik bir şey gerçekleşir. Artık Joel tereddüde düşmüş, bu geri dönüşü olmayan süreci durdurma fikriyle boğuşmaya başlamıştır. Sahi, cehaletin mutluluk getirdiğini kim söylemiş?
Michel Gondry ve Charlie Kaufman ortaklığının sinema tarihindeki en parlak meyvesi sayılan Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind), hafıza, aşk ve varoluşsal acı arasındaki girift bağı eşsiz bir kurguyla irdeler. Kırık bir kalbin getirdiği dayanılmaz kederden kurtulmak adına geçmişi zihinden tamamen silme arzusu, filmin felsefi omurgasını teşkil eder. Kaufman’ın insan psikolojisinin dehlizlerinde dolaşan zekice kurgulanmış senaryosu, Gondry’nin pratik efektlerle bezeli rüya benzeri görsel atmosferiyle kusursuz bir ahenk yakalar.
Anlatı, Joel ve Clementine arasındaki çalkantılı ilişkinin enkazını doğrusal olmayan bir zaman çizgisinde gözler önüne serer. Belleğin labirentlerinde geriye doğru ilerleyen bu yolculuk, silinmekte olan anların kıymetini kayboldukları an fark eden bir adamın içsel direnişine dönüşür. Zihnin çözülen mekânları, silikleşen yüzler ve çöken tavanlar, yalnızca biçimsel birer gösteri değil; unutmanın getirdiği derin boşluğun ve çaresizliğin somut birer tezahürüdür. Film, acıyı yok etmenin aynı zamanda insanı insan yapan en temel tecrübeleri de yok etmek anlamına geldiğini sarsıcı bir biçimde hatırlatır.
Jim Carrey, alışılageldik taşkın komedi personasını bir kenara bırakarak Joel karakterine olağanüstü bir sükûnet ve kırılganlık kazandırırken; Kate Winslet ise Clementine rolünde basmakalıp tiplemeleri yıkan, kusurlu, yaralı ve son derece sahici bir kadın portresi çizer. Birbirlerinin eksikliklerini ve nihayetinde yine incinebileceklerini bilmelerine rağmen yeniden denemeye razı gelen iki insanın bu hikâyesi, sevginin mantık sınırlarını aşan kaçınılmaz doğasını gözler önüne serer.