Maximus, hem halkın hem de yaşlanan İmparator Marcus Aurelius’un takdirini kazanmış güçlü bir Romalı generaldir. İmparator, ölümünden önce kendi oğlu Commodus’un yerine Maximus’u vârisi olarak seçer; ancak patlak veren iktidar mücadelesi Maximus ile ailesinin ölüme mahkûm edilmesine yol açar. Esir alınan bu güçlü general, ölene kadar dövüşmesi için Gladyatör oyunlarına sürülür. Artık onu ayakta tutan tek arzu, en tepeye tırmanarak intikamını tadacak olan adamın gözlerinin içine bakabilme fırsatını elde etmektir.
Sinema tarihinin en görkemli tarihî epik yapımlarından biri olan Gladyatör, yönetmen Ridley Scott’ın sinematik dehasını ve Russell Crowe’un unutulmaz oyunculuğunu kusursuz bir uyumla bir araya getiriyor.
Film, Roma İmparatorluğu'nun en sadık generali Maximus Decimus Meridius’un ihanete uğrayarak köleleştirilmesini ve ardından Colosseum’un en büyük gladyatörüne dönüşme hikâyesini konu alır. İmparator Marcus Aurelius’un ölümünün ardından tahta geçen yozlaşmış oğlu Commodus’un ihtirası, Maximus’un ailesini ve hayatını elinden alır. Ancak Maximus’un adalet ve intikam arzusu, onu zamanla sadece arenanın değil, Roma halkının gönlünün de tek hâkimi hâline getirir. Ridley Scott; iktidar hırsı, sadakat, siyasî entrikalar ve insan onuru gibi temaları muazzam bir tarihî atmosfer içinde işler.
Russell Crowe’un canlandırdığı Maximus karakteri, vakur duruşu ve ahlâkî ilkeleriyle beyaz perdenin en güçlü kahraman figürlerinden birine dönüşür. Joaquin Phoenix ise Commodus rolünde sergilediği tekinsiz, ezik ama kibrinden ödün vermeyen performansıyla sinema tarihinin en başarılı antagonistlerinden birini yaratır. Hans Zimmer ve Lisa Gerrard imzalı büyüleyici müzikler, filmin duygusal derinliğini zirveye taşırken; arena sahnelerindeki çekim teknikleri izleyiciyi âdeta o çağın sert rüzgârına ortak eder. Görsel efektlerin, kostüm tasarımının ve mekân kullanımının başarısı, eserin zamansız bir başyapıt olmasını sağlamıştır.
Gladyatör, sadece kılıç ve kalkan dövüşlerinden ibaret bir dönem filmi değil; insan ruhunun zulme ve haksızlığa karşı gösterdiği sarsılmaz direncin görkemli bir sembolüdür. Yıllar geçse de etkisinden ve büyüsünden hiçbir şey kaybetmeyen bu yapıt, sinemanın sunduğu en sürükleyici seyir tecrübelerinden biridir.