Kiralık olarak çalışan ve sosyal becerilerden yoksun bir palyaço olan Arthur Fleck, bir yandan reklam panosu taşıyarak palyaço kılığında sürdürdüğü küçük işinin yanında stand-up komedyeni olmanın hayalini kurmaktadır. Annesi Penny Fleck'e bakan Arthur, kendi akıl hastalığı hakkında daha fazla şey öğrendikçe geçmişine dair de yeni gerçeklerle karşılaşır. Toplumdan gördüğü tüm olumsuzluklarla ve zorbalıklarla mücadele ederken aşağı doğru çekilen bir girdabın içine sürüklenir; bu durum da onun öteki benliği "Joker"in nasıl ortaya çıktığını gözler önüne serer.
Todd Phillips’in yönettiği ve Joaquin Phoenix’in başrolünde devleştiği 2019 yapımı Joker, çizgi roman uyarlaması türünün sınırlarını aşarak modern sinemanın en çarpıcı karakter incelemelerinden birine dönüşen sarsıcı bir yapıttır. Film, Gotham Şehri’nin karanlık ve çürümüş sosyal dokusu içinde var olmaya çalışan, toplum tarafından dışlanmış, zihinsel sorunlarla boğuşan komedyen adayı Arthur Fleck’in aşamalı olarak trajik bir suç ikonuna dönüşümünü konu alır. Martin Scorsese’nin Taxi Driver ve The King of Comedy gibi klasiklerinden belirgin izler taşıyan yapım, bireysel bir delilik hikayesinden öte, toplumsal ilgisizlik ve sistemik ihmalkarlığın yarattığı yıkımı gözler önüne serer.
Filmin merkezinde, oyunculuk performansı bakımından dönüm noktası niteliğindeki Joaquin Phoenix yer alır. Phoenix, Arthur Fleck’in fiziksel çöküşünü, kontrol edilemeyen travmatik kahkaha krizlerini ve içsel acısını o kadar gerçekçi bir kırılganlıkla yansıtır ki izleyici karakterin yaşadığı trajedi ile dehşet verici dönüşümü arasında ahlaki bir ikileme sürüklenir. Hildur Guðnadóttir’in kasvetli ve tekinsiz çello melodileri ile Lawrence Sher’in klostrofobik ve klostrofobi hissini artıran renk paleti, Arthur’un zihnindeki kaosu ve Gotham’ın kasvetini kusursuz bir görsellikle tamamlar.
Teknik ve anlatısal açıdan Joker, çizgi roman kökenli bir karakteri fantastik ögelerden tamamen arındırarak psikolojik ve sosyolojik bir zemine oturtmasıyla öne çıkar. Yalnızlık, yabancılaşma, sınıf çatışması ve medyanın manipülatif gücü gibi temaları cesurca işleyen film, izleyiciye rahat bir seyir tecrübesi sunmak yerine onu sürekli bir huzursuzluk içinde bırakmayı tercih eder. Joker, sadece DC evreninin değil, son dönem dünya sinemasının da en vurucu ve akılda kalıcı trajedilerinden biri olarak sinema tarihindeki yerini almıştır.