Yoksul bir uyuşturucu satıcısının 12 yaşındaki kızı; babası, üvey annesi, üvey kız kardeşi ve küçük erkek kardeşi babasının işverenleri tarafından öldürüldükten sonra profesyonel bir tetikçinin dairesine sığınmayı başarır; ardından çok sevdiği erkek kardeşini öldürerek hayatını karartan yozlaşmış DEA ajanından intikam alabilmek için onun isteği üzerine kendisine mesleğinin inceliklerini öğreten bu adamdan yardım alır.
Luc Besson’un 1994 yapımı "Léon: Sevginin Gücü" (Léon: The Professional), modern sinema tarihinin hem en sarsıcı hem de en büyüleyici yapıtlarından biridir. Film, New York’un karanlık sokaklarında münzevî bir hayat süren profesyonel kiralık katil Léon ile ailesi yozlaşmış polisler tarafından katledilen on iki yaşındaki Mathilda’nın kesişen yollarını konu alır. İki zıt dünyanın bir araya gelmesiyle şekillenen bu hikâye, yalnızca aksiyon unsurlarıyla değil, karakterler arasındaki derin duygusal bağ ve masumiyetin korunma çabasıyla da ön plana çıkar.
Jean Reno, sert dış görünüşünün altında çocuksu bir saflık ve içsel yalnızlık taşıyan Léon karakterine muazzam bir ruh üfler. Natalie Portman ise ilk sinema tecrübesinde sergilediği olağanüstü performansla Mathilda’ya hayat vererek sinema tarihine unutulmaz bir giriş yapar. Gary Oldman’ın canlandırdığı yozlaşmış DEA ajanı Norman Stansfield karakteri ise abartılı ama bir o kadar da ürpertici üslûbuyla kötü karakter arketipini bambaşka bir boyuta taşır. Yönetmenin görsel dili, Fransız sinemasının estetik anlayışını Amerikan aksiyon kalıplarıyla kusursuz biçimde harmanlar. Mekân kullanımı, ışık-gölge oyunları ve aksiyon sahnelerinin ritmi seyirciyi ilk andan itibaren avucunun içine alır.
Sonuç olarak film, şiddet ile şefkat arasındaki o ince çizgide yürürken seyirciye unutulmaz bir sinemasal deneyim sunar. Léon ve Mathilda’nın arasındaki bağ, hayatın tüm acımasızlığına karşı koyan saf bir sığınak hâline gelir. Sinemaseverlerin zihninde derin izler bırakan bu başyapıt, yıllar geçse de tazeliğini ve etkileyiciliğini korumaktadır.