Anne ve babalarının 10 yıl önceki şiddet dolu ölümlerinin travmasını hâlâ üzerlerinde taşıyan yetişkin kardeşler Kaylie ve Tim, şimdilerde aralarındaki ilişkiyi yeniden kurma mücadelesi vermektedir. Kaylie, bu facianın arkasında antika aynalarının bulunduğundan ve bu aynanın, kendisine bakan herkesin zihnine nüfuz eden kötücül, doğaüstü bir güç barındırdığından şüphelenmektedir.
Mike Flanagan’ın yönetmenliğini üstlendiği 2013 yapımı Oculus (Göz), modern korku sinemasının algı, bellek ve ailevi travmalar üzerine inşa edilmiş en özgün örneklerinden biridir. Film, çocukluk yıllarında ebeveynlerinin trajik ölümüne tanıklık eden iki kardeşin, Kaylie ve Tim’in yıllar sonra yeniden bir araya gelişini konu alır. Tim yaşanan felaketi psikolojik gerekçelerle açıklamaya çalışırken, Kaylie ise tüm bu yıkımın kaynağının Lasser Glass adlı antika bir ayna olduğuna ve bu aynanın doğaüstü bir güce sahip olduğuna inanmaktadır. İki kardeşin aynanın gizemini ve kötücül etkisini kanıtlamak üzere eski evlerine dönmesiyle başlayan süreç, izleyiciyi zihnin yanılsamalarla dolu labirentlerine sürükler.
Oculus’ın en güçlü tarafı, kronolojik anlatıyı kırarak geçmiş ile şimdiki zamanı kusursuz bir kurgu tekniğiyle iç içe geçirmesidir. Flanagan, iki farklı zaman dilimini aynı mekânda ve aynı sahneler içinde eriterek seyircinin gerçeklik algısını tıpkı karakterlerinki gibi sarsar. Aynanın yarattığı zihnî manipülasyonlar arttıkça, neyin hatıra neyin kâbus, neyin hakikat neyin sanrı olduğunu ayırt etmek neredeyse imkânsız bir hâl alır. Katmanlı senaryo, izleyiciyi ucuz sıçratma korkularından ziyade, klostrofobik bir tedirginlik ve psişik bir gerilim atmosferiyle çemberine alır.
Oyunculuk performansları açısından Karen Gillan ve Brenton Thwaites, kardeşler arasındaki metodolojik takıntı ile rasyonel inkâr çatışmasını oldukça başarılı bir şekilde yansıtmaktadır. Özgün kurgusu, zengin sembolizmi ve insan psikolojisinin kırılganlığını ele alış biçimiyle Oculus, türün meraklıları için sürükleyici bir deneyim sunmaktadır.