Alevler içinde kalan bir araba kazasında hayatını kaybeden rahmetli eşinin anısına bilim insanı Dr. Robert Ledgard; yanıklara, kesiklere ve her türlü hasara dayanabilecek kusursuz bir deri sentezlemeye çalışmaktadır. Bu deriyi kusursuz görünen hastası üzerinde mükemmelleştirmeye yaklaştıkça bilim camiası durumdan şüphe duymaya başlar; öte yandan ortaya çıkan geçmişi, bu hastanın doktorun unutmak istediği trajik olaylarla ne kadar yakından bağlantılı olduğunu gözler önüne serer.
Pedro Almodóvar’ın 2011 yapımı psikolojik gerilim filmi İçinde Yaşadığım Deri (La piel que habito), takıntı, kimlik ve intikam kavramlarını sinema tarihinin en cesur ve sarsıcı biçimlerinde ele alan yapıtlarından biridir. Melodrama özgü duygusal derinliği, beden korkusu ögelerini, klasik trajediyi ve film noir dokusunu ustalıkla harmanlayan yönetmen, klinik bir titizlikle işlenmiş fakat bir o kadar da tutkulu bir anlatı inşa eder. Film, yaşadığı ağır kayıpların ardından ateşe ve darbelere dayanıklı sentetik bir deri üreten dâhi ama ahlâkî sınırları zorlayan estetik cerrah Dr. Robert Ledgard’ın karanlık dünyası üzerinden insanoğlunun kederle olan yıkıcı mücadelesini mercek altına alır.
Eseri sıradan bir gerilim filminin ötesine taşıyan temel unsur, insan benliğinin özüne dair sorduğu derin felsefî sorulardır. Sürprizlerle ve geçmişe dönüşlerle örülü labirentimsi kurgusu boyunca film, kimliğin yalnızca dış görünüşten ya da deriden ibaret olup olmadığını sorgular. Dr. Robert Ledgard, kaybettiği geçmişini yeniden inşa etmek arzusuyla bir insan bedenini adeta bir tuval gibi baştan şekillendirip onun üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurmaya çalışırken; anlatı, insan ruhunun ve hafızasının fiziksel müdahalelerle yok edilip edilemeyeceğini tartışır. Dışsal değişim ile içsel direnç arasındaki bu amansız çatışma, bedeni hem bir hapishaneye hem de nihai bir direniş mevziisine dönüştürür.
Görsel ve işitsel açıdan yapım, atmosfer oluşturma konusunda adeta bir ders niteliğindedir. Cerrahın gözlerden uzak mekânının steril ve minimalist mimarisi, yüzeyin altında kaynayan trajik huzursuzlukla muazzam bir tezat oluşturur. Alberto Iglesias’ın hazırladığı büyüleyici müzikler, sahnelerin altındaki kederi ve tehdit duygusunu bir ağıt gibi hissettirir. Antonio Banderas’ın soğukkanlı ve kontrolcü oyunculuğu, Elena Anaya’nın kırılgan fakat zihinsel olarak son derece güçlü performansı ile birleşerek filmin psikolojik gerilimini zirveye taşır. İçinde Yaşadığım Deri, Almodóvar sinemasının sınırları zorlayan, zihne kazınan ve iz bırakan en nitelikli başyapıtlarından biridir.