Seksenlerin tipik bir Amerikalı genci olan Marty McFly, biraz çılgın bir bilim insanının icat ettiği plütonyumla çalışan DeLorean marka bir "zaman makinesi" ile kazara 1955 yılına geri gönderilir. Zamandaki bu sık sık kahkaha dolu ve her zaman hayranlık uyandırıcı yolculuğu sırasında Marty, geleceğe geri dönebilmek için henüz ergenlik çağındaki müstakbel anne ve babasının tanışıp birbirlerine âşık olmalarını sağlamak zorundadır.
Robert Zemeckis’in 1985 yapımı başyapıtı Geleceğe Dönüş (Back to the Future), yalnızca bilim kurgu türünün değil, popüler sinema tarihinin de en kusursuz kurgulanmış eserlerinden biridir. Filmin zamansızlığı, sadece ele aldığı zaman yolculuğu temasından değil, senaryosunun kusursuz matematiğinden ve karakterlerin büyüleyici uyumundan gelir.
Marty McFly ve çılgın bilim insanı Doc Brown’ın zamanda yolculuk macerası, harika bir mizah, yüksek bir tempo ve muazzam bir "setup-payoff" (hazırlık ve karşılık) dengesi üzerine kuruludur. Bob Gale ve Zemeckis’in kaleme aldığı senaryoda, filmin ilk yarım saatinde arka planda duyduğumuz veya gördüğümüz en ufak detay bile hikâyenin ilerleyen kısımlarında ana olay örgüsünü çözen kilit bir unsura dönüşür. 1980'lerin enerjik gençlik kültürü ile 1950'lerin masum görünen ama alt metni zengin Amerikan kasaba atmosferi arasındaki tezat, filme eşsiz bir görsel ve tematik derinlik katar.
Michael J. Fox’un doğal sempatisi ve gençlik enerjisi, Christopher Lloyd’un abartılı ama bir o kadar da inandırıcı çılgın profesör performansıyla birleştiğinde sinema tarihinin en ikonik ikililerinden biri doğmuştur. Alan Silvestri’nin hafızalara kazınan efsanevi film müzikleri ve elbette bir zaman makinesine dönüştürülen ikonik DeLorean, bu macerayı görsel ve işitsel bir şölene dönüştürür. Geleceğe Dönüş, her yaşta ve her dönemde aynı heyecanla izlenebilen, sinema sanatının en katıksız eğlencelerinden biridir.