Çıktıkları bir yolculuk sırasında Nic ve iki arkadaşı, bir bilgisayar dehası tarafından ıssız bir bölgeye çekilir. Aniden her şey kararıp Nic yeniden kendine geldiğinde ise kendisini uyanıkken yaşadığı bir kâbusun ortasında bulur.
William Eubank’ın yönettiği 2014 yapımı The Signal (Sinyal), mütevazı bütçesini üstün görsel işçilik ve atmosferik gerilimle dengeleyen dikkat çekici bir bağımsız bilimkurgu eseridir. Üç üniversite öğrencisinin gizemli bir bilgisayar korsanının izini sürerken kendilerini izole bir tesiste bulmalarıyla başlayan hikâye, başlangıçta klasik bir yol filmi havası sunsa da kısa sürede algı sınırlarını zorlayan klostrofobik bir dramaya dönüşür. Yönetmenin sinematografik başarısı; steril beyaz koridorlar, ağır çekim estetiği ve klostrofobik kamera açılarıyla seyirciye çaresizlik hissini doğrudan aktarmaktadır.
Filmin en güçlü yanı, izleyiciyi tıpkı başkarakter Nic gibi belirsizlik içerisinde tutabilmesidir. Olayların geçtiği mekânın ve duruma hâkim görünen figürlerin kimliğinin kademeli olarak açığa çıkması, gizem ögesini son ana kadar taze tutar. Ancak senaryo, görsel anlatımın ve kurgusal tempo oyunlarının gerisinde kalabilmektedir. İkinci yarıda aksiyon ve bilimkurgu ögelerinin aniden yükselmesi, ilk bölümde inşa edilen zekâ dolu psikolojik derinliği zaman zaman zayıflatır. Yine de insan bedeni ile uzaylı teknolojisinin birleşimi ve gerçeklik kavramının sorgulanması, yapıma özgün bir karakter kazandırmaktadır.
Kusursuz bir olay örgüsüne sahip olmasa da sunduğu sürprizler, görsel şölen ve klostrofobik mekân kullanımıyla The Signal, türün meraklıları için zihin açıcı bir seyirlik vadediyor.