Sağlık sorunları bulunan dava avukatı Sir Wilfrid Robarts, zengin bir kadını öldürmek suçuyla yargılanan Leonard Vole'un savunmasını üstlenince, kendisini meslek hayatının en sıra dışı ve hareketli cinayet davalarından birinin ortasında, yeniden mahkeme salonunda bulur. Robarts'ın Leonard'ı temsil etmeyi kabul etmesiyle birlikte ikili; şaşırtıcı bir gelişme sonucunda mahkemede kocasının aleyhine ifade vermeyi seçen, Leonard'ın katı yürekli eşi Christine ile karşı karşıya kalır.
Billy Wilder’ın 1957 yapımı eseri "Beklenmeyen Şahit" (Witness for the Prosecution), Agatha Christie’nin zekâ dolu kurgusunu sinemanın en yüksek mertebesine taşıyan görkemli bir hukuk dramasıdır. Sağlık sorunlarına rağmen zengin bir kadını öldürmekle suçlanan Leonard Vole’un savunmasını üstlenen kıdemli avukat Sir Wilfrid Robarts’ın etrafında şekillenen hikâye, seyirciyi daha ilk dakikadan itibaren mahkeme salonunun gerilimli atmosferine hapseder. Anlatımdaki akıcılık ve olayların gelişme seyri, klasik sinema döneminin ne kadar sağlam bir senaryo matematiğine sahip olduğunu bir kez daha kanıtlar niteliktedir.
Filmin başarısındaki en büyük pay şüphesiz olağanüstü oyuncu kadrosuna aittir. Charles Laughton’ın canlandırdığı huysuz ama dâhi avukat Sir Wilfrid karakteri, mizahi ögeler ile hukuki ciddiyeti mükemmel bir dengede sunar. Marlene Dietrich’in gizemli ve soğukkanlı duruşu ile Tyrone Power’ın çaresizlik ile masumiyet arasında gidip gelen performansı birleştiğinde ortaya seyir zevki son derece yüksek bir eser çıkar. Wilder, bu tabloyu sadece bir cinayet davası olarak tutmaz; insan psikolojisinin karanlık labirentlerinde gezinen sürükleyici bir gösteriye dönüştürür.
Sürprizlerle dolu sonu, aksamayan temposu ve keskin diyaloglarıyla "Beklenmeyen Şahit", mahkeme salonu filmlerinin şaheseri olmayı hâlâ sürdürmektedir. Hikâyedeki mantık örgüsü seyirciye gerçeği sürekli sorgulatırken, her detayda fark edilen yönetmenlik becerisi filme zamansız bir nitelik kazandırır.