Ellen Ripley, gezegenin maksimum güvenlikli hapishanesinin eski mahkûmlarına ev sahipliği yapan kasvetli ve çorak bir yer olan Fiorina 161'e zorunlu iniş yaptığında hayatta kalan tek kişidir. Yaratık, mahkûmları ve gardiyanları birer birer avlarken Ripley, bir kez daha hem insanların şüpheci yaklaşımlarıyla hem de bu uzaylıyla yüzleşmek zorunda kalır. Hiçbir silaha ya da gelişmiş teknolojik imkâna sahip olmayan Ripley, bu korkunç yaratığa karşı verilen savaşta adamlara liderlik eder.
David Fincher’ın ilk uzun metrajlı yönetmenlik deneyimi olan 1992 yapımı Alien³ (Yaratık 3), serinin önceki iki filminin aksiyon ve tempolu yapısından saparak son derece kasvetli, nihilist ve gotik bir atmosfere bürünür. Fiorina 161 adlı, ıslah edilmiş suçluların ve dinî bir tarikata mensup mahkûmların yaşadığı çorak bir hapishane gezegenine düşen Ellen Ripley, geçmişinin kaçınılmaz kâbusuyla tek başına yeniden yüzleşmek zorunda kalır. Yapım sürecinde yaşanan yoğun stüdyo müdahalelerine rağmen film, barındırdığı klostrofobik mekân tasarımları ve karanlık görselliğiyle özgün bir kimlik kazanır.
Teknolojik silahlardan ve askerî destekten yoksun, paslı ve ıslak koridorlarda geçen bu amansız hayatta kalma mücadelesi, izleyiciye çaresizlik hissini derinden yaşatır. Sigourney Weaver’ın saçlarını kazıtarak canlandırdığı Ripley, trajedilerle sınanmış ruh hâlinin en olgun ve fedakâr sunumunu ortaya koyar. Charles Dance ve Charles S. Dutton’ın nitelikli performanslarıyla güçlenen anlatı; inanç, kefaret ve kabulleniş temalarını merkezine alır. Alien³, serinin en çok tartışılan halkalarından biri olmasına karşın, aldığı cesur kararlar ve Ripley’nin destansı hikâyesine koyduğu trajik noktayla sinema tarihindeki özel yerini korur.